Sille Konak Restaurant – Konya

Tags

, ,

Editör: Bu postu hazırlayan sevgili Akın BEĞEN‘e keyifli yazısı için teşekkür ediyorum.

Konya seyahati öncesi kahvaltı için kalburüstü bir mekân ararken gördüm Sille Konağını.resim1Konya’nın eski köylerinden birisi Sille. Bir Rum köyüymüş aslında.resim2Köye girdiğinizde açık hava gelinlik defilesine geldiğinizi sanıyorsunuz. Keza her yerde bir gelin-damat, karşılarında ışıkçılar, şipşakçılar… resim3Şimdi, Sille Konak’ta kahvaltı zamanı. Kişi başı 20 TL, açık büfe. resim4Otantik bir konak ortamı. Kahvaltılıklar otellerdeki gibi tezgâhlara dizilmiş.resim5Ancak esas lezzetler başka bir köşede sunulmakta. Sucuklu menemen, mantar, sarmalar, sosisler… Enfes.resim6Peynir, bal, tereyağı yöresel. Lezzetli.

resim7Çay sınırsız ve gerçekten kaliteli, güzel. resim9Sıcak ve soğuk süt sunulan içecekler arasında. Çay servisini hem alt kata hem üst kata ikişer kazan halinde koymuşlar. Yine Erikli sular da hemen ulaşacağınız yerde.

resim91Kahvaltıyı ve köyü kesinlikle çok beğendim. Tavsiye ederim. resim92 Adres: Çay mah. No: 50 (Sille PTT Yanı) SİLLE/KONYA/TÜRKİYE
Tel: 332. 244 9260     Gsm: 0.537 719 9436
Web: www.sillekonak.com

Borough Market – Londra

Tags

,

Editör: Bu postu hazırlayan sevgili Meltem BAŞTAN’a güzel ve keyifli yazısı için teşekkür ediyorum.

Yazım aslında bir de Cardiff ayağı içermeliydi. Ancak, gidilen ikinci durağın yarattığı heyecan sebebiyle, gördüklerimi unutmadan yazıya dökme ihtiyacı her şeyin önüne geçti.

Gittiğim üç Birleşik Krallık şehrinde de (Cardiff, Swansea, Londra) şehrin ismiyle müsemma pazarlara rastladım. Aslında bunlardan ikisine önceden hazırlanarak, özel tespitle gittim. Yazının üçüncü ayağı olan Cardiff pazarını ise önünden geçerken tesadüfen gezdim. İkamet, insanı tembel yapıyor galiba:)

Bu yazı Londra ayağına ait.

Borough Market, Londra’nın en ünlü pazarlarından biri. Diğer pazarları pek bilmiyorum, doğrusu pek de araştırma fırsatım olmadı. Sadece, “Londra’da şuraya git” diye ağzını açan bütün tanıdıklarım muhakkak bu pazarı görmemi istediler. Yaklaşık 1 ay önce twitter’da da takibe başlamam sonucu merakım oldukça arttı. Bilhassa Londra sakinlerinin öğle yemeği için uğradığı bir mekân olduğunu öğrendiğimden beri bayağı merak ettim. Çünkü bizler Türkiye’de öğle yemeği için pazara gitmeyiz. Gideriz de sandviçle çıkmayız hani… IMG_1366Borough Market, bugüne kadar gördüğüm manada, ağırlıklı olarak sebze ve meyvenin satıldığı bir pazar değil. “Pazar” tanımımı alt üst eden bir yer:) Gıda adı altında ne ararsanız var. Londra metrosunun “Monument” durağından yürüyerek 10 dakikada ulaştığım pazarda beni sayısız çeşitte ekmeği barındıran tezgâhlar karşıladı. IMG_1328Tahıllısı, envai çeşit unla yapılmıştı. Büyük somunlar dilimlenmek için müşterilerini bekliyordu. Bütün kuzey memleketleri böyle değil sanırım ama İngiltere’de bir “bakery” gerçeği var hakikaten. Görece soğuk memleket olmasından mütevellit, sıcak içecek, başta da kahve tüketimi had safhada burada. Tabii alkolü saf dışı tutuyorum:) Borough Market’ta da bu gerçeği görmek mümkün.

IMG_1329Patatesli, tabii ki sarmısaklı ekmeklere, şekilsiz, pide üzerine salam konulmuş gibi duran ekmeklere oldukça yüksek bir talep var. IMG_1334Açıkçası sade beyaz ekmek pek göremedim. Dikkatimi çeken diğer bir husus ise ekmeklerin herhangi bir jelatine ya da poşete konmadan satılması oldu. Merakımı cezbettiği için “Bu ekmekleri açıkta satmak yasak değil mi?” diye sordum. Ekmeklerin o zaman insanlara yeterince çekici gelmediği cevabını aldım. Üsteledim, “Hiç mi bakteri kapmıyor bunlar?” diye. Satıcı boş gözlerle baktı bana. Ama daha çok “Nereden çıktın?” der gibi bir bakıştı. Şark kurnazlığı ne kadar su götürmüyorsa Batının çifte standardı da götürmüyor kardeşim. :)

IMG_1337Ekmeklerin karşısında porselen ürünlerini satılıyordu. Kütahya’ya has bir porselen anlayışı değil tabii buradaki. Astrolojiye olan merakımdan dolayı kendi burcumda bir kupa almak istedim ama biraz pahalı geldi, almaktan vazgeçtim. Tabii bir Osmanlı geleneğinin yanına yaklaşılamıyor ancak yine de oldukça ince çizimler bulmak mümkün bu tezgâhlarda. Yalnız, “çizim” demek lazım illa ki, “işleme” demekten imtina etmek gerekiyor. IMG_1361Biraz ilerisinde sebze ve meyve tezgâhları başlıyor. Ben hayatımda ilk kez o kadar mantar çeşidini Borough Market’ta bir arada gördüm. Küçüklü büyüklü, rengârenk mantarlar, AVM’lerde satılan haribolar gibi satılıyordu kesekâğıtlarında. IMG_1363Hemen karşısında, kendi “kabak” tanımıma tekabül eden sebzeyi gördüm. İtalyan kabağı olarak satılıyordu, buradaki marketlerde bulamadığım bu kabağı. IMG_1362Ayrıca, patlıcanları da bizim bostan patlıcanlarındandı, tombik patlıcan, sevimli bir oyuncak gibi gözüme gözüktüler.

Pazar içinde ilerlemeye devam edince, karşıma uzun bir şarap reyonu çıktı. Elbette ki kendi şaraplarını da üretiyor ve satıyor işletmeciler. Şarap kültürüm pek olmadığı için tanıyıp bilebildiğim birkaç markaya göz gezdiriyorum sadece. Burası, bayağı müşterisi olan bir dükkân ve üstelik tadım yapma şansı da tanıyorlar. Zaten, ikram, Borough Market’ın önde gelen özelliklerinden birisi. IMG_1359Çok acı olduğu konusunda özellikle uyarılmama rağmen, hafif baharatlı bir sebze çorbasından öte olmadığını düşündüğüm Thai usulü çorba ve sırf sabahları düzgün kahvaltı etmediğim için satın almadığım leziz İtalyan peyniri “Gorgonzola” ikramla tanıştığım lezzetlerden oldu. IMG_1355Eskiden annemin yaptırdığı peynirler olurdu. Küçük bidonlarda bize yollanan. O peynir eridiği zaman muhteşem olurdu. Hele de o şekilde biraz bekletildiyse, tadı kendine hapsederdi. O kadar küflü Fransız peyniri denedim. Nasip, Londra’da Borough Market’ta rastlamakmış o tada. IMG_1341İlerlemeye devam ediyorum. Evimde zeytin kalmamasından ötürü gözüm zeytin arıyor. Ve işte oradalar. Güzelim zeytinler, ya İtalyan ya da Yunan zeytini olarak Hintliler tarafından satılıyor. Üzülüyorum, ama daha çok da sinir oluyorum kendi ülkemin adını görememekten ötürü. IMG_1353Ama hüznüm uzun sürmüyor. Kocaman bir “Turkish Deli” tabelası beni karşılıyor. Türk çalışanlarla sohbet ediyor, Türk kahvesi içiyorum. Doğrusu kahveyi pek beğenmiyorum. Ama tabii vızır vızır satış yapmalarını engelleyecek kadar yüzümü buruşturmuyorum:) Bir paket “Kuru Kahveci Mehmet Efendi” kahvesi alıp; tezgâhın fotoğrafını çekmeye devam ediyorum. IMG_1348Ezmeyi “ezme” olarak, sarmayı orijinal ismiyle görmek bana ilaç gibi geliyor. Her ne kadar incelenecek doku örneği gibi bulunduğu dolabın içine bırakılmış olsa da “sigara böreği” görmek bile beni inanılmaz heyecanlandırıyor. Yurt dışında sağlam Türk ürünü satan yer bulmanın güçlüğü düşünüldüğünde, “Turkish Deli” bana üzerine saray inşa edilmiş bir vaha gibi geliyor.

Son olarak, günlerce kendime kızmama sebep olacak Fransız ördek eti reyonunun yanına yaklaşıyorum. Saçta mis gibi ördek eti yapılıyor. Velakin az da olsa bir kuyruk var ve benim arkadaşlarıma eklemlenmem gerekiyor. Beklemiyorum ama üç günlük ördek eti sayıklaması daha kaç gün gider, onu da bilemiyorum:) IMG_1365Velhasıl kelam, London Borough Market, klasik Pazar tanımının oldukça dışında bir yer olarak karşımıza çıkmakta. Yerli üreticilerin, metropolün ortasında nasıl da özgüvenle hareket ettiğini, pazara çok yakın bir yerde olan “City of London” bölgesinin beyaz yakalılarının öğle yemekleri için pazarı tercih ettiklerini, pazara gelen ürünlerin sabah twitter hesabından ilan edilmesi ile başlayan günün, tok, mutlu ve ertesi gün için umutlu sonlandırılabildiğini görmek, insanın içini açıyor.

“Ankara’da Ulus hali için çok mu zor?” diye sormaktan da insan kendini alamıyor:)

Borough Market’ı görmenizi tavsiye ederim.

Adres: 8 Southwark St, London SE1 1TL, İngiltere.

Telefon:+44 20 7407 1002

Web: http://boroughmarket.org.uk/

Balkan Helva – Eskişehir

Tags

, , ,

Değerli Dostlar,

Eskişehir’e özgü lezzetler arasında gösterilen met helvasının başarılı üreticilerinden birisi olan Balkan Helva’nın Köprübaşı Caddesi’nde yer alan şubesine gittim. IMG_8358Balkan Helva 1923 yılında kurulmuş. Helva çeşitleri dışında lokum ve şeker üretimi de gerçekleştiriyorlar. Dükkâna girince mis gibi helva kokusu beni benden aldı. IMG_9505Vitrinde yer alan tahin helvaları o kadar cazipti ki hemen orada sıcak ekmek arasına kocaman bir parça helva koyup yemek istedim. Aslında helvaya çok düşkün değilimdir. Askerlik yıllarımda gaz tenekeleri ile gelen kakaolu tahin helvasını somun arasına koyup yediğim anları ve aldığım keyfi hiç unutamam. Ne zaman tahin helvası görsem anılarım canlanır. IMG_9507Uzun zamandır görmediğim köpük helvasını görünce mutlu oldum. IMG_9506Nuga helvası (kos helva) ağzımın suyunu akıttı. Bir tane aldım ve hemen yedim. Çocukluğumun kos helvası oldukça sertti. Isırınca tak diye ses gelirdi. Tabii kos helva dokusu gereği soğurt ortamda sertleşiyor onu da göz ardı etmemek lazım. Bu helva ise yumuşaktı, beklediğim lezzeti bulamadım. IMG_9503Ardından, Eskişehir’in yöresel lezzetlerinden birisi olan met helvasının kakaolu ve sade iki çeşidinden alıp tadına baktım. Helva taze, gevrek ve hafifti. Met helvası ismini, met(çubuk) ve aşık kemiği ile birlikte oynanan bir sokak oyunundan almış. Bu helvanın, met oyunu sonucunda yenilen tarafın uzun kış gecelerinde helva çekmesiyle oluşan bir geleneğin ürünü olduğu söyleniyor.

Met helvasının yapımı, 1920’li yılların başında Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde başlamış. Helvanın ana maddesi un, yağ ve şeker. Belli bir dereceye kadar kaynatılan şeker, ağartma makinesinde ağartılarak önceden hazırlanan un ve yağ ile elle çekme usulüyle karıştırılıyor. Bu çekme işlemi özel bakır tepsinin üzerinde yapılıyor. O nedenle işçilik isteyen zor bir iş. IMG_9504Eskişehir’e bu gidişimde Balkan Helva’da nuga ve met helvalarını denedim ve memnun kaldım. Lokum ve şekerlemelerini denemedim. Bir sonraki gidişimde Eriş Helva’yı deneyeceğim.

 Adres: Köprübaşı Cd. No:107/109 Eskişehir

Tel: 222. 231 9882

Web: http://www.balkanhelva.com.tr/

Sazova Parkı – Kocatepe Kahve Evi – Eskişehir

Tags

, , , , ,

Değerli Dostlar,

Sazova Parkı olarak bilinen Eskişehir’in önemli gezilecek ve görülecek yerlerinden biri olan Sazova Bilim Kültür ve Sanat Parkı‘na gittik. Park birçok bölümden oluşuyor. Bunlardan en önemlileri Masal Şatosu,IMG_9561Korsan Gemisi,IMG_9562Bilim Merkezi & Uzay Evi ve Sualtı Dünyası.

Yürümek istemiyorsanız parkın hemen girişinde yer alan tren ile istediğiniz noktaya gidebiliyorsunuz. Parka gittiğimiz gün hava yağışlı olduğu için biz trene binmeyi tercih ettik. Tren ile dolaşmak çok keyifliydi.

Hava yağışlı olduğu için Masa Şatosu’na gitmeyi tercih ettik. Şatonun kuleleri farklı yapılardan esinlenmiş. Çan Kulesi (Diyarbakır), Adalet Kulesi (Topkapı Sarayı), Ulu Kule (Mardin), Burgulu Kule (Amasya), Galata Kulesi (İstanbul), Yivli Kule (Antalya), ve Kız Kulesi (İstanbul). Masal Şatosu’nda Gizemli Yolculuk, Efsaneler Diyarı, Bir Varmış Bir Yokmuş, Masal Masal İçinde olarak adlandırılmış farklı turlar mevcut. Gişeden bilet alarak (oldukça ucuz) bu turlara katılabiliyorsunuz.

Biz Masal Şatosu’nda çok keyifli anlar yaşadık. Bir şeyler yemek içmek için parkın içinde bulunan Kahve Evi’ne gittik. Parkın içinde iki tane Kahve Evi bulunuyor.

IMG_9612Bizim gittiğimiz yüksek tavanlı geniş içi mekâna ve

IMG_8360terasa sahip olanıydı.IMG_8367Mönüsü oldukça zengin ve fiyatları da bir o kadar uygun. Yemek olarak ızgara bonfile tercih ettik.IMG_9566Izgara bonfile, ahşap steak tabağında hoş bir sunum ile servis edildi. Bonfile istediğim gibi pişmişti, garnitürleri ile birlikte doyurucu olduğunu söyleyebilirim.IMG_8362Yemek üzerine kahve içerek son noktayı koyduk.

Güzel bir havada tüm günü doya doya yaşayabileceğin bu parka tekrar gelmek üzere veda ettik. Sazova Parkı, Eskişehir Kütahya yolu üzerinde bulunuyor. Özel araçla gitmeniz tavsiye olunur. Ancak isteyenler için parka rahat ve hızlı toplu ulaşım da mümkündür.

 Adres: Sazova Mah., Bilim Sanat Ve Kültür Parkı, Eskişehir Merkez/Eskişehir

Telefon:(0222) 324 3000

Web: http://www.kocatepekahveevi.com.tr

Bellini’s – Cardiff (Galler)

Editör: Bu postu hazırlayan sevgili Meltem BAŞTAN’a güzel ve keyifli yazısı için teşekkür ediyorum.

Tutulmayan sözlerin telafisi olmaz.

Ama belki bazı yerlerdeki tatların varlığı ve onların ifşası, bir hakkın yerine teslim edilmesi kabilinden evrensel bir sorumluluk da yükler insana.

Bu minvalde yazıyorum bu yazıyı.

Pek değerli meslektaşım Ahmet Bey,

Aşağıdaki yazım, Cardiff denen bu Güney Galler şehrinin nezih İtalyan restoranlarından Belllini’s de yediğimiz zarif akşam yemeğinden notlardır:

Bellini’s, Cardiff şehir merkezinde, şehrin en ünlü caddelerinden Queens’s Street’e birkaç dakikalık yürüme mesafesinde oldukça zarif bir restoran.

Restoran, dış görünümü itibarı ile ilk etapta sanki müşterilerini içeri istemiyormuş gibi bir izlenim verse de (kapı girişi adeta sandalyelerden örülü bir çiti andırıyor), içeri girdiğinizde ortamın şıklığı ve kulağınıza çalınan samimi İtalyanca kelimelerle bir anda kendinizi çok sıcak bir ortamda bulabiliyorsunuz.

IMG_1780Biz görece daha sakin olan üst katta akşam yemeğini yemeyi tercih ediyoruz. Esasen restoran küçük diyebiliriz. Fakat ışıklandırma güzel, çekici ve doğal. Çakma derilerden yansıyan beter ışıklar yok yani.

Yemek için bana pek şeker yurt arkadaşım Bikem Öztürk eşlik ediyor. Kendisi daha önce bir akşam burada yemek yemiş. Önceki gelişinde pizza denemiş, bu sefer lazanya deneyeceğim diyor. Benimse aklımda buraya geldiğimden, dahası Cardiff’in deniz ürünleri konusundaki zenginliğini öğrendiğimden bu yana ilk aklıma düşen ürünlerden birisi olan midye var. Ecnebilerin deyişiyle: mussel.

Kültürümüzdeki midye dolma alışkanlığı dışında bir yemek olarak ilk “mussel” deneyimim yine Avrupa’da olmuştu. Brüksel’in meşhur Big Square’ine açılan ara sokakların birinde uzun bekleyişler sonucu mussel yiyebilmiş; kova ile önüme bırakılan midyeler karşısında şaşkınlığa uğramıştım. “with garlic butter..” deyince kendimden geçmiş; sarımsak denen mucizenin tadına en sonunda kaşık kaşık varmıştım. İkinci mussel deneyimim, Paris Champs-Élysées üzerindeki ünlü mussel’cı Leon’da olmuş; tercihimi yine “with garlic butter” dan yana kullanmıştım.

Üçüncü mussel deneyimim de yine “with garlic butter.” ifadesiyle ama bu sefer “and white wine.” ekiyle oldu. Mussel bu sefer kova ile gelmedi. Önüme bırakılan bir kase limonlu suyun da elimi temizlemek için olduğunu öğrenmek açıkçası biraz hayal kırıklığı yarattı. Fakat kibar Sloven garsonumuz Slyvia, ebadı mütevazının çok ötesinde sarımsaklı ekmekleri de masaya bırakınca tamamen olmasa da, hayal kırıklığım biraz olsun yerini gülen gözlere bıraktı. (En azından eşlik eden arkadaşımın ifadesi bu şekildeJ)

IMG_1779Miktar olarak az gelen mussel’ımızın lezzet bakımından bir Leon kalitesini yakaladığını söylemek güç. Midyelerin içi de biraz sönüktü doğrusu. Belki de Leon’da lezzeti sağlayan o ağzınızı dolduran etliliktir. Benim yediğim serviste ön plana çıkan beyaz şarap ile daha da hoş bir mayhoşluk kazanmış olan sostu. Sarımsak her ikisinde de kuvvetli olmasına rağmen, sarımsaklı ekmek ve sos sanki iki farklı lezzetmişçesine birbirine eşlik edebildi. Salata ve Türk kültürünün muhteşem birleşimi olan “banmak” eylemini doyasıya gerçekleştirdik ve sos denen şeyin bir yemeğin bekasını ne ölçüde değiştirebildiğine bir kez daha şahit olduk. “Olduk” diyorum çünkü Bikem’in lazanyasının pabucu birkaç dakika içinde dama atılmıştı:)

İçecek olarak diyet kola tercih ettim. Ama pek tabii ki buz gibi bir bira da mussel’ın önemli yol arkadaşlarındandır.

Son kalan ekmekleri de mideye indirince, arkadaşımın da ısrarıyla uzun süren tatlı orucumu bozuyorum. “Pannacotta” tercihimiz. Madem İtalyan restoranı, o zaman menşei tamamen İtalyan olsun:)

Frambuazlı ya da mangolu yiyebileceğimizi söylüyor Slyvia. En son tattığımız Tesco mangosunun kötü hatırasıyla anında reddediyorum mangolu tercihi. Bikem’e pek fırsat kalmıyor doğrusu:)

IMG_1781Tatlımız, “Krema dünyasında hayat nasıl olurdu” sorusunun cevabı adeta. Uzun süren tatlı oruçları için biraz hayal kırıklığı yaratabilir. Ben kendi adıma belki de çikolata ile açmalıydım orucumu, ancak bu tatlımızı kötü mü yapar? Kesinlikle hayır. Yenilen ağır bir akşam yemeğinin üstüne tercih edilebilecek en iyi tatlılardan biri imiş pannacotta. Oldukça hafif ve yerken insanda suçluluk duygusu uyandırmıyor. Küçükken annemin yapıp dolaba sakladığı masum sütlaçlar gibi. Tek üzüldüğümüz, erken bitmesi. Tatlının sunumu da oldukça başarılıydı. İyi sunum, az porsiyon kurnazlığı, memleket de tanımıyor. Elbette ki Cem Yılmaz’ı anıyoruz.:) Tatlının yanında americano içiyorum. Kahveleri lezzetli. Galler’de bir İtalyan restoranında olduğunuzu anlıyorsunuz. Sonuçta derdimiz English tea time değil her zaman:)

Akşamın sonunda önümüze gelen hesap ise doğrusu biraz şaşırtıyor. Ana yemeklerimizi söylerken fiyatları kontrol etmiştik ancak kahve ve tatlı derken biraz fazla buluyoruz hesabı. Yaklaşık 3 poundluk servis ücreti ise bizce biraz fazla. Evet, Slyvia oldukça nazik ve güleryüzlü idi ama bizce 1.5 pound’u geçmemeliydi. Hem bize bıraksalar belki Slyvia için bir 5 pound kopardı gönlümüzden. Yemek de toplamda 25 pound’u geçmezdi kalite olarak.

IMG_1785Bellini’s’deki akşamımız sona ererken elimize ufak bir memnuniyet anketi ve bir dahaki gelişimiz için 5 pound’luk bir indirim kuponu veriyorlar. Doğrusu buna seviniyoruz çünkü şahsım adıma Bellini’s’i bir daha gelinecek bir yer olarak görüyorum. Sosuna tam not verdiğim ama daha iyi olabileceğini düşündüğüm mussel’ı ve masum bir bitiş için oldukça iyi bir yol arkadaşı olan pannacotta ve oldukça güleryüzlü olan hızlı servisi ile Bellini’s güzel bir intiba bırakıyor bende. Kemik gözlüklerinin ardından gülümseyen nazik beyefendilerin “Bouna Sera” ları ile bir daha gelmek üzere ayrılıyoruz Bellini’s den.

IMG_1784P.S: Michelin’i bilmem ama benim rating’im: 3.9/5.

 Adres: 1 Park Place City Centre Cardiff CF10 3DP

Tel: 029 20 226 866

Web: http://www.bellinisitaliano.com/

 

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 130 other followers