Editör: Bu postu hazırlayan sevgili Meltem BAŞTAN’a güzel ve keyifli yazısı için teşekkür ediyorum.

Tutulmayan sözlerin telafisi olmaz.

Ama belki bazı yerlerdeki tatların varlığı ve onların ifşası, bir hakkın yerine teslim edilmesi kabilinden evrensel bir sorumluluk da yükler insana.

Bu minvalde yazıyorum bu yazıyı.

Pek değerli meslektaşım Ahmet Bey,

Aşağıdaki yazım, Cardiff denen bu Güney Galler şehrinin nezih İtalyan restoranlarından Belllini’s de yediğimiz zarif akşam yemeğinden notlardır:

Bellini’s, Cardiff şehir merkezinde, şehrin en ünlü caddelerinden Queens’s Street’e birkaç dakikalık yürüme mesafesinde oldukça zarif bir restoran.

Restoran, dış görünümü itibarı ile ilk etapta sanki müşterilerini içeri istemiyormuş gibi bir izlenim verse de (kapı girişi adeta sandalyelerden örülü bir çiti andırıyor), içeri girdiğinizde ortamın şıklığı ve kulağınıza çalınan samimi İtalyanca kelimelerle bir anda kendinizi çok sıcak bir ortamda bulabiliyorsunuz.

IMG_1780Biz görece daha sakin olan üst katta akşam yemeğini yemeyi tercih ediyoruz. Esasen restoran küçük diyebiliriz. Fakat ışıklandırma güzel, çekici ve doğal. Çakma derilerden yansıyan beter ışıklar yok yani.

Yemek için bana pek şeker yurt arkadaşım Bikem Öztürk eşlik ediyor. Kendisi daha önce bir akşam burada yemek yemiş. Önceki gelişinde pizza denemiş, bu sefer lazanya deneyeceğim diyor. Benimse aklımda buraya geldiğimden, dahası Cardiff’in deniz ürünleri konusundaki zenginliğini öğrendiğimden bu yana ilk aklıma düşen ürünlerden birisi olan midye var. Ecnebilerin deyişiyle: mussel.

Kültürümüzdeki midye dolma alışkanlığı dışında bir yemek olarak ilk “mussel” deneyimim yine Avrupa’da olmuştu. Brüksel’in meşhur Big Square’ine açılan ara sokakların birinde uzun bekleyişler sonucu mussel yiyebilmiş; kova ile önüme bırakılan midyeler karşısında şaşkınlığa uğramıştım. “with garlic butter..” deyince kendimden geçmiş; sarımsak denen mucizenin tadına en sonunda kaşık kaşık varmıştım. İkinci mussel deneyimim, Paris Champs-Élysées üzerindeki ünlü mussel’cı Leon’da olmuş; tercihimi yine “with garlic butter” dan yana kullanmıştım.

Üçüncü mussel deneyimim de yine “with garlic butter.” ifadesiyle ama bu sefer “and white wine.” ekiyle oldu. Mussel bu sefer kova ile gelmedi. Önüme bırakılan bir kase limonlu suyun da elimi temizlemek için olduğunu öğrenmek açıkçası biraz hayal kırıklığı yarattı. Fakat kibar Sloven garsonumuz Slyvia, ebadı mütevazının çok ötesinde sarımsaklı ekmekleri de masaya bırakınca tamamen olmasa da, hayal kırıklığım biraz olsun yerini gülen gözlere bıraktı. (En azından eşlik eden arkadaşımın ifadesi bu şekildeJ)

IMG_1779Miktar olarak az gelen mussel’ımızın lezzet bakımından bir Leon kalitesini yakaladığını söylemek güç. Midyelerin içi de biraz sönüktü doğrusu. Belki de Leon’da lezzeti sağlayan o ağzınızı dolduran etliliktir. Benim yediğim serviste ön plana çıkan beyaz şarap ile daha da hoş bir mayhoşluk kazanmış olan sostu. Sarımsak her ikisinde de kuvvetli olmasına rağmen, sarımsaklı ekmek ve sos sanki iki farklı lezzetmişçesine birbirine eşlik edebildi. Salata ve Türk kültürünün muhteşem birleşimi olan “banmak” eylemini doyasıya gerçekleştirdik ve sos denen şeyin bir yemeğin bekasını ne ölçüde değiştirebildiğine bir kez daha şahit olduk. “Olduk” diyorum çünkü Bikem’in lazanyasının pabucu birkaç dakika içinde dama atılmıştı:)

İçecek olarak diyet kola tercih ettim. Ama pek tabii ki buz gibi bir bira da mussel’ın önemli yol arkadaşlarındandır.

Son kalan ekmekleri de mideye indirince, arkadaşımın da ısrarıyla uzun süren tatlı orucumu bozuyorum. “Pannacotta” tercihimiz. Madem İtalyan restoranı, o zaman menşei tamamen İtalyan olsun:)

Frambuazlı ya da mangolu yiyebileceğimizi söylüyor Slyvia. En son tattığımız Tesco mangosunun kötü hatırasıyla anında reddediyorum mangolu tercihi. Bikem’e pek fırsat kalmıyor doğrusu:)

IMG_1781Tatlımız, “Krema dünyasında hayat nasıl olurdu” sorusunun cevabı adeta. Uzun süren tatlı oruçları için biraz hayal kırıklığı yaratabilir. Ben kendi adıma belki de çikolata ile açmalıydım orucumu, ancak bu tatlımızı kötü mü yapar? Kesinlikle hayır. Yenilen ağır bir akşam yemeğinin üstüne tercih edilebilecek en iyi tatlılardan biri imiş pannacotta. Oldukça hafif ve yerken insanda suçluluk duygusu uyandırmıyor. Küçükken annemin yapıp dolaba sakladığı masum sütlaçlar gibi. Tek üzüldüğümüz, erken bitmesi. Tatlının sunumu da oldukça başarılıydı. İyi sunum, az porsiyon kurnazlığı, memleket de tanımıyor. Elbette ki Cem Yılmaz’ı anıyoruz.:) Tatlının yanında americano içiyorum. Kahveleri lezzetli. Galler’de bir İtalyan restoranında olduğunuzu anlıyorsunuz. Sonuçta derdimiz English tea time değil her zaman:)

Akşamın sonunda önümüze gelen hesap ise doğrusu biraz şaşırtıyor. Ana yemeklerimizi söylerken fiyatları kontrol etmiştik ancak kahve ve tatlı derken biraz fazla buluyoruz hesabı. Yaklaşık 3 poundluk servis ücreti ise bizce biraz fazla. Evet, Slyvia oldukça nazik ve güleryüzlü idi ama bizce 1.5 pound’u geçmemeliydi. Hem bize bıraksalar belki Slyvia için bir 5 pound kopardı gönlümüzden. Yemek de toplamda 25 pound’u geçmezdi kalite olarak.

IMG_1785Bellini’s’deki akşamımız sona ererken elimize ufak bir memnuniyet anketi ve bir dahaki gelişimiz için 5 pound’luk bir indirim kuponu veriyorlar. Doğrusu buna seviniyoruz çünkü şahsım adıma Bellini’s’i bir daha gelinecek bir yer olarak görüyorum. Sosuna tam not verdiğim ama daha iyi olabileceğini düşündüğüm mussel’ı ve masum bir bitiş için oldukça iyi bir yol arkadaşı olan pannacotta ve oldukça güleryüzlü olan hızlı servisi ile Bellini’s güzel bir intiba bırakıyor bende. Kemik gözlüklerinin ardından gülümseyen nazik beyefendilerin “Bouna Sera” ları ile bir daha gelmek üzere ayrılıyoruz Bellini’s den.

IMG_1784P.S: Michelin’i bilmem ama benim rating’im: 3.9/5.

 Adres: 1 Park Place City Centre Cardiff CF10 3DP

Tel: 029 20 226 866

Web: http://www.bellinisitaliano.com/

 

Advertisements